Yörükler

ARAÇLI YÖRÜKLERİ / AKSEKİ, GÖKTEPE YAYLALARI

Yörüklerin hayatını hep merak etmişimdir. Yaşamları, gelenek ve kültürlerini. Türkiye’de bir çok yerde halen göçer olarak yaşamlarını sürdürüyor Yörükler. Şimdiler de, develer yerine araçlar, kıl çadırlar yerine daha pratik çadırlar veya sabit konaklama evleri olsa da.Alanya üzerinden Akseki’ye geldik , buranın yaylalarındaki Yörükler ile tanışmak için. Akseki girişinde hoş geldiniz tabelasının yanında başka bir tabela dikkatimizi çekti “hurdacılar ve dilenciler giremez” , biz çok üstümüze alınmadık ama kim dilenci olduğunu açık beyan eder ki! Aksekililer hep Kayserililer ile yarışırlar iş hayatında. Hatta bazı sektörlerde Aksekili esnafın ağırlığı daha fazladır. Ama bu zenginlik burada çok gözükmüyor gibi. Sorduk akıllısı burada yaşamaz, bunlar kalanlar Akseki’nin posası dediler…

Yakın köylerden Sarı Hacılar köyüne geldik, düğmeli evleri ile bilinen. Çok büyük olmayan taşları düzeltmeden düzgünce belli bir sıra halinde 50-60 cm. genişliğinde olacak şekilde yerleştiriyorlar. Sonra bu dizilen taşlar 50-60 cm. yükselince, taşların üzerine uzunlamasına ve dikine ahşaplar yerleştiriyorlar, hatıl gibi. Bu işlem duvarlar çatıya yükselinceye kadar devam ediyor. Sıva veya harç yok, taşlar yerleştirildiği şekilde kalıyor. Sadece içeriden sıva yapılıyor. Dizilen duvar taşlarına dik olarak yerleştirilen ahşaplar belli sıralar halinde evin dışından gözüküyor. Bu görüntü nedeniyle ‘düğmeli evler’ denilmiş. Koca köyde sadece yedi hane yaşıyor, evlerin büyük kısmı bakımsızlıktan yıkılmış. Şimdi tekrar onarmaya başlayıp turizme açmayı planlıyorlar. Bilgiye göre 2015 yılında ,geçmişte bu bölgede yaşayan bütün kültürlere ait eşyaların sergileneceği etnografya müzesi açılıyormuş. Harika. Buranın en önemli diğer özelliği de ipek yolu. Alanya, Kerpe, Konya’dan geçen ve Egeye kadar uzanan tarihi ipek yolu güzergahı buradan geçiyor. Pek bilinmiyor galiba. Yüzyıllar öncesinden kalan yıllarca kullanılmış deve kervan yolları, açık bir şekilde duruyor ve de hala kullanılıyor. Biz de bu yollardan yürüdük, köyü dolaştık. Müthiş bir şey Türkiye de tarihi İpek yolu üzerinde yürümek. Burası mutlaka onarılıp turizme açılmalı. İkindi vakti ezan okunuyor ama cemaat yok, sadece ezan .. Cami 650 yıllık tarihi Sarı Hacılar cami. İçeride gerçekten tarihi bir sürü değerli malzeme var. Birçok camiden daha temiz ve bakımlı bir de cemaat olsa muhteşem. Epey fotoğraf aldık. Burada rehberimiz 11 yaşında Mehmet. Yaşına göre son derece düzgün ve güzel konuşuyor. Çok bilgi aldık Mehmet’ten, düğmeli evleri anlattı bize, köyü onunla gezdik. Mimar olmak istiyor, yolun açık olsun evlat… Yolda 87 yaşında eski muhtar Mustafa amca ile karşılaştık. köydeki yedi haneden biri ve de yalnız yaşıyor, yıllar önce eşini kaybetmiş. Evine su taşırken gördük, taşın üstünde oturmuş yorgunluk atıyordu. Yarenlik ettik konuşmak istiyor, bizde dinledik keyiflendi..

Bu gün Göktepe yaylalarına gidiyoruz. Manavgat ve Akseki ilçelerinin yukarılarında Toros dağlarının güney yamaçlarında 1600-2000 metre yükseklikte yaylalar. Manavgat Saraçlı köyünün Yörükleri buralara göçüyor. Genelde hayvancılıkla geçiniyorlar, yazın havalar ısınmaya başlayınca, hayvanları ile birlikte buralara gelip, her yıl aynı yere yerleşiyorlar. yolda Karşılaştığımız birine , biraz çekingen temkinli yaklaştık, tokalaştık. Hafif bir sohbetten sonra beklenen teklif geldi, çaya davet. Patika yoldan ayrılıp biraz tırmandıktan sonra arkası dağın yamacında yaslanmış üzeri naylon ile kaplı çadıra geldik.. İkisi küçük çocuk dört kişilik bir aile. Kadın, kapını önünde kırmızı plastik leğende çamaşır yıkıyor. Bizi görünce kalktı hoş geldiniz deyip buyur etti.Ayak üstü biraz sohbet sonrası hareket başladı. Çalılar ile taş ocakta ateş canlandı, çay suyu kondu sonra çadıra davet..Yer sofrasında, yediğim en güzel yoğurt, keş denilen tulum benzeri Yörük peyniri, domates salatalık yufka ekmeği. Önceleri yok mok demiştik ama dayanamadık.. en çok da biz yedik hani. Bu kadar içten, bu kadar samimi, bu kadar lezzetli olabilir her şey. Zeynep 8 yaşında dünya güzeli öğretmen olmak istiyor, abi Emrah 11 yaşında ne olacağına karar vermemiş daha. Aile kendi içinde çok barışık, sevgi var belli., Kalın gece biz size bakarız merak etmeyin diye ısrarcı oluyor kadın.Zorla ayrılıyoruz. Yörük çoban aile, her şeyi ile samimi içten, bu şartlar ve imkanlar da misafirperverliğin zirvesi. Hafiften kızarıyorum bu duygular karşısında. Seneye de gelin ,bekleriz sesleri ile ayrılıyoruz. Yarım saat yol aldıktan sonra , vadi içinde başka bir ailenin yanına gidiyoruz. Dağ başında kolay değil üç dört yabancı geliyor çadıra çok kısa bir tedirginlikten sonra ,bu sefer menü ayran ile peynirli yufka ekmeğinden sıkma. Allah’ım ne kadar lezzetli şeyler, ..Utandım ama iki tane yedim yarım saat önceki yemeğin üzerine.Burada baba oğul ve kızlar üç aile beraber yaşıyorlar. İmkanlar daha iyi gibi, traktör, kamyon arabalar kapıda..Yörük olmak başka bir yaşam şekli. Bu yaşamda yükün ağırlığı kadında, neredeyse her şey kadın da başlıyor, kadında bitiyor. Bu şartlarda yaşamak çok yıpratıcı olsa gerek diye düşünüyorum, meraktan herkesin yaşını soruyorum. Reis durumunda olan 60 yaş üstü değil gibi ama 85 yaşındaymış..Anlaması zor, her şey doğal ,temiz hava ama yaşam şartları da kolay değil.Böyle olunca mı uzun yaşanıyor bilemedim..Buraya kadar dikkatimi çeken bir şey de karşılaştığım kadınlardan hiç biri bizimle konuşmaktan çekinmedi. Yolda karşılaştığımız çoban kadınlar dahil. Burası Toros’ların 2000 metre zirvesi ve Saraçlı Yörükleri. İlk defa karşılaştıkları insanlara içten ve doğallıkla davranmak, misafirperverlik.Şehirde yaşayıp komşularımızı tanımayan bizler mi daha doğru, daha medeniyiz acaba!!.. Sulak yaylasında Dipsiz Göl’e geldik. Göl ile ilgili efsaneler muhtelif… Yanımıza aldığımız yiyecekleri yeme fırsatı pek olmadı, yazık olmasın diye oturduk dağ başında akar çeşmenin başına, onları da yedik. Eylül başı,artık okullar açılıyor, havalar soğuyor. Yörüklerin çoğu dönmüş, kalanlar da dönüş yolunda. Kışın buralar çok soğuk ve kar. Doğa da kendini yeni sezona hazırlıyor…

Torosların zirvelerinde bölgenin güneyinde ki köyleri geziyoruz. Dönüş yolunda ki Yörüklerden bir grup kıl çadırlar kurmuş diye haber aldık. Düştük peşlerine. Manavgat Oymapınar barajına kadar indik, nafile hepsi mobilize olmuş, Kıl çadırlı Yörükler yok artık. Yörük denince akla keçi kılından yapılmış çadırlarda kalan göçebe insanlar geliyor. Bu nedenle önemsedik kıl çadırları görmeyi. Galiba 5-6 yıl geç kalmışız kıl çadır için… Düğmeli evler bölgenin ortak karakteristik evleri, ancak bakımı zor çoğu yıkık durumda. Meraklı ve zengin olanlar yeniden restore ettirip eski halini korumaya çalışıyor. Bu günü bitirdik dönelim artık dedik, koptu kıyamet. Görülmemiş şiddette dolu ile yağmur birlikte, belli ki Tabiat Anayı kızdırmışız gene…Kendimizi Cevizli köyüne zor attık.Bir süre sonra hava açtı, köy kahvesinde çay içip yarenlik ediyoruz.. Geçim konusunda pek sıkıntıda olan yok gibi, çoğu emekli veya geçmişte kazandıkları ile idare ediyor, çalışanda yok, hayat bi şekilde geçiyor işte. Bu bölgenin tamamı “Milli parklar yaban hayatı koruma sahası” olarak ilan edilmiş. Yani burada avlanmak izine tabi. En önemli av , yaban keçisi. Hani öyle haber verelim de vuralım olmuyor. Yılın belli ayında 8 yaşından yukarı sadece erkek keçiler yani tekeleri vurabilirsiniz. O kadar uzaktan erkek dişi nasıl anlıyorsunuz diye.sormak gafletinde bulundum, ayırt edemez isen ne işin var buralarda gibilerden bi bakış ile cevabı aldık. Adet olarak ta o sene belirlenen kadar teke vurulacak. 2014 yılında 14 teke vurma kotası belirlenmiş. Sadece teke vurmak veya yaralamak 8000 TL, ayrıca rehber , gözcü , yardımcılar ve diğer masraflar ile epey tutuyormuş. Bu ülkede insanlar bu kadar etmiyor yahu.. Dönüşte Giden-Gelmez dağlarından geçiyoruz. Adından da belli, son derece sarp ve keskin kayalar, bastığın yeri , ‘yolları bilmez isen, gidiyorsudönemiyorsun!.Yani tek yön bilet gibi.. Biz o dağlara çıkmayalım dedik!.. Bu gün tamamdır ,dönüyoruz.

Bu gün, Akseki Çimi yaylalarına gitmeye karar verdik. Sabah erken gene yollardayız. Akseki’nin emekli imamı Şaban Hoca bu gezide bize rehberlik ediyor. Şaban Hoca attığını vuran iyi avcı, avcılara da rehberlik yapıyor, fotoğrafla da ilgili. Böyle olunca kolay iletişime geçiyoruz. İlk durağımız 1300 metrelerde dönüş yolunda konaklama yapan bir gurup Yörüklerin yerleştiği yer. Herkesi yanıyor Şaban Hoca, giriyoruz hemen konuya fotoğraf çekmek istediğimizi söylüyoruz. Tamamdır izin alındı.. İçinde 150-200 keçi olan ağıl, bi kenarda keçilerin sütünü sağan güzelce Yörük kızı, önce biraz utandı, sonraları alıştı. Çekiyoruz güzel kızın süt sağarken fotoğraflarını, tamamdır artık, teşekkür edip ayrılmak istedik ‘olmaz‘ dediler. Kahvaltı yapacağız. Biz kahvaltı yaptık,aç değiliz, gak guk boş laflar bunlar. Buralarda gelene bir şey ikram etmek gönülden bir şey, misafirperverlik. Gidemezsiniz..kaldık..Süt sağım bitti, Yörük çoban Şeref başladı bağırmaya. Haaytt, hooytt, oyyytt ..inanın, bütün keçiler bir köşede toplandı , bu sefer farklı bağışlar ile keçilerin bir kısmı ayrılarak dışarı dağlara otlama gitti, bir kısmı kaldı.Her şey uzaktan bağırma ile oluyor. Tekrar yeni bağırış, bu sefer kalan hayvanlar tel örgünün dışına çıkıp beklemeye başladı. Ağılın içinde hafif bir temizlik ve yemler yalaklara kondu yeniden değişik bir bağış ile kalan keçiler koşarak içeri girip yemlerini yemeye başladılar. Her şey bağırarak çıkartılan değişik sesler ile oluyor, aynı sirk hayvanları gibi.

Anlamak çok zor valla, dağın başında sıradan bir günde hem de keçilerden kesin itaat. Hani kyörükeçiler inatçı olurdu. Merak ettim, neden yarısı ayrıldı dağlara yalnız başlarına gittiler, diğerleri de burada kaldılar diye. Gidenler yaş olarak daha genç olanlar otlayıp akşam dönerlermiş, kalanlar için felaket yakın . Kurban bayramı yaklaşıyor kurbanlık olarak satılacakmış. Bu nedenle onlar biraz farklı besleniyorlar. Hemen patlattım ikinci soruyu, ‘bu hayvanlar senin farklı tonlarda çıkarttığın sesleri nasıl anlıyorlar’ diye, cevap ‘neden anlamasın ki,sen nasıl anlıyorsan onlarda öyle anlıyor’!!..cevabi iyi tarafından alıyorum. Son soru, bende hayytt, hoytt oyytt diye bağırsam beni dinlerler mi? ‘lisan farkı olabilir, aksan değişik gelebilir’ diye espiri yaptı.. Hayvanların burada doğmuş olması ve bu sesleri tanıması lazım, sende en az birkaç yıl burada bunlar ile kalman lazım diye yanıt geldi. Sonradan sürüye katılanlarda hizaya getirmek zor oluyormuş. Çoban deyip geçmeyin, hani derler ya “ iki davarı güdemez “ diye, şimdi ne demek olduğunu daha iyi anladım., kolay değilmiş davar gütmek..Cahilliğimi daha fazla deşifre etmemek için kahvaltıya geçelim dedim. Köpeklerin de yemeği verildi “onlar da doymalı, aç olursa görevini aksatır“ diye açıklama yaptı Yörük Şeref. Bölgede yabancılar olduğu hemen haber alınıyor, diğer Yörükler den de katılanlar ile kahvaltı yapıyoruz. Domates, peynir, salatalık, yumurta hepsi kendi yetiştirdikleri. Derin sohbet, konu facebook ta neler nasıl yapılır. Bir çoğunu ben de bilmiyorum..Artık bir faecbook tan bile doğru dürüst anlamadığım,yani kısaca bi boktan anlamadığım ortaya çıktı.Yer Toros dağları, 1600 metre. Antalya, Akseki ilçesi, Çimi köyü, Göktepe yaylası, Eniştipi mevki. Yörük çobanlar ile konuştuklarımız.Vay be konulara, konuşulanlara bak, rüya gerçek mi, ben mi çok cahil kalmışım bilemedim.Artık susmayı tercih ediyorum…Diğer Yörükler de bizi kendi çadırlarına davet ediyorlar artık öğrendik, gitmemek olmaz. Tırmanıyoruz dağlara, bizi gören karşı yamaçta çalı çırpı toplayan kadın taşların üzerinden koşarak geldi. .. başladı topladığı çalı çırpı ile ateş yakmaya. Sanki daha önceden hazır olması gerekirmiş gibi hafif bir mahcubiyet ile , ‘suyu koydum çay şimdi olur’ .. Bu sefer zor ikna ettik, gerçekten bir lokmalık yerimiz yok. Güzel sohbet güzel fotoğraflar, her şey güzel. Anadolu’nun birçok yerinde Türkçe de kuvvetli aksanlar vardır. Hatta bazı yerlerde konuşulanları zor anlarsınız..Bu yöre de ve Yörükler beklenmedik derecede güzel Türkçe konuşuyorlar.Bu seyahatim şaşkınlıklar ile dolu…Eğitim şart, bu gün bu kadar eğitim yeter deyip hafif duygusal bir ayrılma ile vedalaştık..

Bu gezini amacı, kendi kültür ve gelenekleri olan Yörükleri tanımak onları ve hayatlarını fotoğraflamaktı. Galiba birkaç hafta geç kalmışız, havalar soğumaya başladı Eylül başından itibaren herkes toplanıp dönüyor. Antalya Akseki ilçesi Göktepe yaylalarında Saraçlı Yörükleri ile tanıştık. Bir yaşam biçimidir Yörük olmak. Keçi kılından yapılmış çadırlar da konaklayanları aradık, bulamadık. Artık zahmetli olan kıl çadır yerine plastik, naylon benzeri çadırlar var. Hatta bazı yerler de sabit kalıcı, duvarlar ile yapılmış evler gördük. Genelde hayvancılık ile uğraşırlar. Yazın sıcak olan yerlerden daha serin olan yerlere göç ederler. Doğa insanındırlar, kurallar kesin ve vazgeçilmez, paylaşmayı severler. Yaşamları zor, yürekleri temiz Yörükler ile tanıştık, çadırlarına konuk olduk, azıklarını paylaştık sohbetler ettik.

Türkiye’m, güzel vatanım….

Sevgilerimle

Hayrettin Kağnıcı

www.hayrettinkagnici.com

Eylül 2014

Leave a Reply